Deneme
Seçmediğin şeyi savunmak
İnsanlar kendilerine gizlice değiştirilmiş bir seçimi, sanki kendileri seçmiş gibi gerekçeleriyle savundu. Kararlarımızı biz mi veriyoruz, yoksa sonradan mı açıklıyoruz?
İsveç'te yapılan bir deney var, ilk okuduğumda bir süre elimdeki telefonu bırakıp tavana baktım. Araştırmacılar katılımcılara iki yüz fotoğrafı gösteriyor ve hangisini daha çekici bulduklarını soruyor. Kişi birini seçiyor. Sonra araştırmacı, el çabukluğuyla, ona seçmediği fotoğrafı uzatıyor ve "Neden bunu seçtin?" diye soruyor.
Katılımcıların büyük kısmı değişikliği fark etmiyor. Daha da ilginci, seçmedikleri o yüzü ayrıntılı gerekçelerle savunuyorlar. "Gülüşü sıcak geldi", "küpelerini sevdim" diyorlar. Oysa ilk seçtikleri fotoğraftaki kadının küpesi bile yok. Psikologlar buna seçim körlüğü diyor.
Önce karar, sonra hikâye
Bu deneyden aklımda kalan şey, insanların dikkatsizliği değil. Gerekçenin ne kadar kolay üretildiği. Karar bir yerden geliyor ve hemen ardından zihin, o kararı mantıklı gösterecek bir hikâye yazıyor. Hikâye o kadar akıcı ki, onu yazanın biz olduğumuzu, kararın sebebini değil sonucunu anlattığımızı fark etmiyoruz.
Gündelik hayatta bunu hep yapıyorum. Bir işi ertelediğimde "daha iyi hazırlanmak için" diyorum. Bir arkadaşı aramadığımda "zaten o da aramadı" diyorum. Bir tartışmada sustuğumda "olgunluk gösterdim" diyorum. Bazen gerçekten öyle. Ama bazen sadece korkmuşum, yorulmuşum, canım istememiş; gerekçe sonradan, o boşluğu doldurmak için gelmiş.
Gerekçeye değil, ana bak
Ben Cahili Yenemem'de içimizdeki cahilin bağırmadığını, ikna ettiğini yazdım. Bu deney, o cümlenin en somut hâli gibi geliyor bana. İçimizdeki ses, verdiğimiz kararı savunmakta o kadar iyi ki, kararın gerçekte nereden geldiğini sormamıza gerek bırakmıyor.
Kendime küçük bir alışkanlık edindim. Bir kararımı birine uzun uzun açıklarken kendimi yakaladığımda duruyorum ve şunu soruyorum: Bu gerekçeyi kararı vermeden önce mi düşündüm, yoksa şimdi mi buluyorum? Cevap çoğu zaman hoşuma gitmiyor. Ama o soruyu sorduğum anda, hikâyeyi anlatan kişi olmaktan bir adım geri çekilip onu dinleyen kişi oluyorum.
Belki her kararın gerçek sebebini hiçbir zaman tam bilemeyeceğiz. Ama en azından anlattığımız gerekçeye bu kadar sıkı sarılmayabiliriz. Çünkü bazen savunduğumuz şey, gerçekten seçtiğimiz şey bile değil.